Her zaman gittiğin yolun her dakikasının
Saate dönüşmesiymiş senden uzaklaşmak.
Her metrede bir umut aramakmış,
Her umudu hayal etmekmiş.
Yolun sonunu düşünmemekmiş seni düşünmek
Bir yolmuş seni sevmek,
Yolu arşınlamakmış seni istemek.
Ve her bekleyiş ölümmüş;
Ölmek de Aşkmış işte...
18 Kasım 2011 Cuma
15 Kasım 2011 Salı
Güç Kalkanları Devrede mi?
Ofisten çıkıp arkadaşlarımla buluşmaya doğru gidiyordum. Dolmuşta şoför koltuğunun yanına oturdum her zamanki gibi. Yeni sahra köprüsüne doğru yaklaşırken dolmuşa yeni binen bayan “şunu uzatır mısınız?” dedi. Döndüm ve elindeki 1.50 tl yi alıp şoföre uzattım. Şoför 10 kuruş para üstünü bana verdi, arkamı döndüm “buyrun bayan” dedim. “kalabilir” diye karşılık verdi. Sen ne diyosun lan kaltak!! Dedim. Dolmuşun içinde birden buz gibi bir hava esmişti. “Ben size demedim şoför beyde kalabilir diye söylemiştim, ne kadar kabasınız” diye cevap verdi. “Senin dilini damağını s.kerim şerefsiz kadın” diye cevap verdim. Dolmuşçu abimizi sen ne sandın? Kadın müsait bir yerde inecek var dedi ve indi. Dayanamadım fırladım arkasından ben de… dur dedim, nereye kaçıyorsun? Dost olabiliriz dedi. O nasıl olacak dedim. İstersen gel şurda optimumun üst katında bişeyler içelim dedi. Uyar bebeYim dedim. Sivri burun ayakkabılarımın ucuna kadar gelen İspanyol paça pantolonumu çamurlardan koruyarak optimuma kadar gelmiştim. İçeri girerken döner kapının camlarından yararlanarak saçlarımı her zamanki gibi ortadan ikiye ayırdım. Tarzın hep böyle midir ? dedi. Evet dedim. Telefonumun hoporlerinden dinlediğim izzet altınmeşenin sesini kıstım… göte en fazla kaçacak cafeye oturduk. Bende metelik yok neyime güveniyorsam… ne işle uğraşıyorsun dedi. Kalfayım dedim. Ne kalfası diye sordu. Boş gezenin yanında çalışıyorum dedim. Güldü, espri anlayışımın hoşuna gittiğini söyledi. Anlık sinirlenmemin aslında ona çok çekici geldiğini söyledi. Çüş amınakoyim diye karşılık verdim. Sana herkesin içinde küfür ettim, bu hoşuna mı gitti diye soracakken soğuktan kurumuş dudaklarımın da çok çekici geldiğini söyledi. Ben bu tarz şeylere gelemem, yapma bak fena oluyorum dedim. Tamam tamam şapşal dedi. Sus s.kerim toynağını kevaşe dedim. O gün onun evine gittik, e haliyle güç kalkanları devreye girmişti. 2 yılı aşkın bir süredir birlikteliğimiz devam ediyor. Sürekli sövüyorum o da mutlu oluyor. Yakında babasından bu kaltağı sizden istiyorum diye isteyeceğim sanırım. Mesela s.s bizde sana sövüyorum manasına geliyor. Ve her sabah bu mesajı almazsa mutlu olamıyor… ne yapalım, seviyorum .sktigimin kaltağını…
Esnaf Lokantası
Her zaman takıldığım mekana gittim yine…Barmen demeyi çok isterdim, ama garson arkadaş “her zamankinden mi abi?” dedi. Evet dedim. Kuru fasulye ve pilavım gelmişti yine önüme. Aslında hiç yemek yiyecek durumda değildim ama söylemiştim yine adetten de olsa… Kaşığı elime aldım tam fasulyeye daldırıcaktım ki, fasulye kaşlarını bir Hulusi kentmen edasıyla kaldırdı ve “ben bugün siftahımı yaptım, komşum henüz siftah yapmadı, ona daldır” dedi. Kuru fasulyeden insanlık dersi aldığımı anladım. Başka bir fasulyeye yöneldim. Derken o da “Cumaya gidiyorum gelicem” dedi. Birden o tabağın için bir habitat, bir yaşam, bir keşmekeş olduğunu keşfettim. Aldım bunları karşıma, derdiniz ne lan sizin götverenler dedim. İçlerinden biri bir fasulye boyu öne çıktı ve konuşmaya başladı: “abi biz esasen kuru fasulye olmaktan çok mutluyuz, fakat bu ibneler bizi resmen piç ediyor. Bir gece önceden suya koyuyorlar, her tarafımız buruş buruş oluyor. Donuyoruz amınakoyim. Hadi o safhayı atlattık, donmaya alışıyoruz, pat!! ertesi sabah atıyolar ateşin üstüne bizi. Salçalar falan geliyo üstümüze, göreceksin ıyyyyyy yapış yapış oluyoruz. Haliyle bizde ne mide kalıyor ne bağırsak. Sonra siz de bizi yedikten sonra veriyosunuz gazı amınakoyim. Sonra neymiş efendim, “kurufasulye bende gaz yapıyo” Nah yapıyo!!! Gazı biz yapıyoruz olgum o bizim kendi gazımız. Hal mi kalıyo sanki bizde?” lan dedim şerefine sıçtığım… bu mu yani derdiniz? Götoşlar… ık mık ettiler, kendi aralarında konuşmaya başladılar…Abi dedi birisi, “sorun bizim temelimizde. Çocukluğumuza inmen lazım…” ne var ulan çocukluğunuzda dedim. Abi dedi çocuklarımız, küçüklerimiz, çocukluklarına doyamıyorlar, oyun oynayamıyorlar. Neden lan dedim? Çocuklar saklambaç oynayacaklar “hepsi birbirine sen fasulyesin diyor” oynayamıyorlar. Top oynayacaklar, sen fasulyesin diyorlar hepsi birbirinden bagımsız oynuyor, takım olamıyorlar, kollektif futboldan eser yok, sol kanat çökmüş dedi. O sırada gözümde kurufasulye şeklinde bir ömer üründül canlandı… trt izlemekten vazgeçtim ve hesabı istedim…
14 Kasım 2011 Pazartesi
Edward Nurten
isyerimden aldigim maas bordromla birlikte bankanin yolunu tuttum. giriste hemen numaratorden numarami aldim. "31" !!! olsun dedim sorun olmaz. 28 numaradaki adam emekli bir albay edasiyla giseye yoneldi. o islemlerini yaparken guvenlik gorevlisi arkadas muhtemelen her zaman yaptigi gibi veznedardan sigara otlaniyordu. 29 numarali kadin ise metin akpinar'i gotunden cikarmis gibiydi...o kadar büyüktü yani, varin siz dusunun mabeddeki buyuklugu. 30 numaraya hic girmiyorum bile. siktimin angutu. cok sinirlendirdi yavsak beni. yok neymis bedelli askerlik cikmayacakmis falan. sanane lan andaval. uyuz olurum boyle tiplere. neyse ne diyoduk ? he saçmaliyoduk evet... sira bana geldi nihayet. gisedeki asgari ücretli kiz islemimi sordu. cevabini verdim. cok net konusuyordum kiza karsi. benden etkilendigini hissettigim anda öldürücü darbeyi vurdum. ogle yemeklerini nerede yiyorsun? sefer tasi getiriyorum dedi. bi seferlik getirmesen? dedim. ailesine danisti ve uygun olabilecegini soyledi. kiza iletisim bilgilerimi iceren kartimi biraktim ve subeden ciktim. aksama dogru bir mesaj geldi telefonuma: "slm nslsn ben bnkadn nrtn" nrtn ne lan??? röflesine soktugumun kizi !!! sanki edward norton i kisaltiyo kevase... hic cevap vermedim. ertesi gün subenin acilmasindan once gittim kapida bekledim. baktim geliyo, kestim yolunu bunun, agzimla buna bildigin "nslsn nrtn" dedim. "noluyo be, neden oyle konusuyosun?" dedi. konusmadigimi ve yaziyla anlasabilecegimizi soyledim. verdigi kagida, "gece bana tecavuz ettiler" yazdim. çok üzüldü. ne yapabilecegimizi sordu. ona tek birsey soyledim: "git ve o unutmaya calistigin geceyi, emniyet güçlerine tüm detaylariyla anlat...
Bazen ciddileşiyor muyum, yoksa geri kalan zamanlarım mı hep taklit?
Herşeyin bir bedeli varya, hayatın bize sunduğu güzelliklerin de bedeli bu olsa gerek. Tatminsizlik. Hep fazlasını istemek...Daha fazlasını..Biz elde ettikçe yeni hedefler koyuyoruz. Yeni misyonlar yüklüyoruz ve acı çekiyoruz. O içimizdeki tatminsizlik denilen boşluk kemiriyor bizi farkına vardığımızda. Çoktan iş işten geçmiş oluyor. İçinizdeki bu yangını söndürecek olan kişi farketmiyor sizi. Bakıyorsunuz boş duvarlara. O karanlık görüntüsüne. Canınız yanıyor. Beklersiniz, bekledikçe daha bağlanırsınız. Yaranız kanamaya başlar. Sığınaktır artık. Mabedindir. Dokunulmazındır. Tek dayanağındır. Tek tutunduğun dalın, tek nefretin, tek beklentin, tek muradın...Kendi kendini kandırırsın. O kişi düşmanın olmuştur. Koparıp atmaya kıyamazsın o yarayı. O mührü kaldırmaya kıyamazsın. Orada kalır. Vücudunun, benliğinin, kalbinin, mantığının ve en önemlisi en insancıl duygularından beslenen bir asalak, iliğini kemiğini kurutan bir kene gibi yapışır kalır. O yara senin bir parçandır artık. Hayata karşı her yenilginde sığınacağın kuytu köşendir. Kimseleri sokmazsın o kuytu, karanlık köşeye. Her tokat yediğinde hayattan, her çelme sonrası felekten...Her yıkımda, her bozgunda buluşursun o yarayla. acıtır...
Kusursuz Dünya
Telefonuma , ' meşgulsn sanırm bn yatıyrm ii eglncelr sana ' yerine, "sanıyorum ki meşgulsün sevgilim. neyse, benim de çok uykum geldi, şimdi yatmaya gidiyorum. yarın konuşuruz, seni seviyorum" mesajının geldiği gün, güneş daha parlak doğacak, küskünler barışacak, yazlar kurak ve nemli değil, serin ve meltemli olacak...
Cesur ve Güzel
işyerinden müthiş bir baş ağrısıyla çıktım. eve doğru yollanmıştım. kapının önüne geldim ki, anahtar kapıyı açmıyor, sanırım içerden kilitlenmiş, ev arkadaşım var diye düşünürken birden kapı açıldı. içeriden masmavi gözleriyle uğur dündar kapıyı açtı. oha uğur abi ne işin var burda? dedim. kekeleyerek birşeyler anlatmaya çalışırken arka planda bornozuyla beni karşılayan müjde ar hoşgeldin canım geç otursana dedi. içeri girdim. hacı napıyonuz lan ? diye söylendim. düşündüğün gibi değil dedi uğur.nerden biliyon lan ne düşündüğümü sktimin anchorman i dedim. öyle deme ozzy, az sonra kılıçdaroğlu gelecek o herşeyi açıklar dedi. tamam dedim, müjde çayları demledi. tam çayları kapmış geliyodu ki, maskesi ve zırhıyla birden iki tane gladyatör belirdi. kriksus ve spartaküs. lan oha siz nabıyonuz burda dedim. kapışcaz mürit dediler. siktirin gidin başka yerde kapışın dedim. atının heybesinden bi zarf çıkardı kriksus. abi adres burayı vermişler dedi. baktım ne yazıyo diye. "arena"...lan dedim uğur, allah seni tulum peyniri yapsın.
Zeki Demirkubuz ve yanık devreler
birden üşüme gelmişti otobüs durağında beklerken. gelen otobüs nereye gidiyor diye bakınırken gelen otobüsün muavin koltuğunda aşkın nur yengiyi gördüm. tam aksi yöne gitmesine rağmen bindim o otobüse. öğrenci ne kadar aşkın? dedim. 3 cent dedi. vay amk dedim. ben muhabbete girmeye çalışırken kendince kara tren türküsünü mırıldanıyordu."daha dün stüdyoda söylerken şimdi halimize bak" dedi. üzülme aşkın dedim.hayırdır neden burdasın falan desem de hayattan bıkmışcasına hiç cevap vermedi. otobüs otobana girince etrafı izlemeye başladım. otoban üzerinde bir köprünün altındaki durakta durduk. bi baktım aşağıda birisi var. indim. uzaktan yaptığım benzetmede haklıydım. evet ta kendisiydi...haluk bilginer.... eline tinerli bez parçasını almış dertli dertli çekiyordu. haluk abi dedim, aşkın abla az önce muavin koltuğundaydı, sen köprü altındasın. ne bu durum, hayırdır dedim? tinerli bezi derince içine çekerek cevapladı; "bu orospuyla mevlanakapıda tanıştık." kes lan sus skicem masumiyet muhabbetini, özet geç piç dedim. tamam abi dedi..." işin özü, yenginle kavga ettik "
Yıldırım Büfe
içimde gittikçe büyüyen halit ergenç sevgisini durdurmanın yolu sanırım köşe başındaki şarküterinin camlarında gizliydi. bu durumdan hemen kurtulmak için acilen itfaiye çağırdım. zemin katta oturmama rağmen merdivenler kurulmuş, ve merdivenin başına ismail yk geçmişti. birden tam pencereme yönelmişken ellerimle tuttum ismaili. boynuna tüm gücümle abandım. muyap müzik ödüllerinden gelen temsilci o sırada paket siparişle iki sosisli söylemiş ve ayranları açıyordu. dur!!! dedim. siz kalleşsiniz. "sosisli kadıköyde yenir"...
Hesabı Alabilir miyim?
Geçen gün yine her zaman gittiğim mekandayım. tam içeri giriyodum ki gözlerim saçlarını örmüş ve ortadan ikiye liseli gibi ayırmış cüneyt arkını gördü. ibrahim abi naber falan derken söze lerzan mutlu girdi. ar yu hepi ? dedim, güldü. kasada duran osman sınav, birden kaşlarını çattı. bunu duyan temel durur mu? yapıştırmış cevabı: "ya tutarsa?"
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)